Aşkların en güzeli!

Heyecan… Sevinç…Telaş…

Ve ardından tarifsiz mutluluk…

Ama ilk önce aşk!

Bu hikaye yıllardır hayatının aşkını arayan çılgın, maceraperest,  deli dolu bir romantik aşığın hikayesi.

Peki kim bu romantik?

O, dünyanın en iyi insanı… O tanıdığım en düşünceli erkek!  O, kalbinin güzelliği gerçekten yüzüne vurmuş biri… Sosyal rolleriyle hayırlı evlat, olağanüstü bir abi, mükemmel bir dost.

Image

Image

O bir nutella aşığı… O Atatürk Havalimanı Free Shop’ının  en iyi toblerone çikolatası ve Jack Daniels müşterisi.

O bir Galatasaraylı! O bir UltraAslan!

Image

Dünyanın en çalışkan insanı…

Aynı zamanda en gezgini… Her ay en az iki ülkede… Her ay seferi…

O Dubai’nin en yakışıklısı!

Image

O benim canım… O benim Abim! O benim Haaaabişiiimmm!!!

Image

Peki Prensesimiz kim?

O bir dünyalar güzeli… O benim Canımın Canı…

O artık benim Canım…

Asilliği duruşunda, asilliği konuşmasında, asilliği dünya tatlisi ailesinden…

O benim Habişim’in dileği…

O bizim ailemizin yeni üyesi…

O bir aşık!

O, “The One”.

Image

Image

Çekirdek ailemizde her birimiz çok sık seyahat ettiğimiz için, geniş ailemizdeki lakabımız “Jetgiller”. Aynı zamanda küçük ailemizin aynı kıtada bulunma ihtimali bir Lamborghini Reventon satın alma ihtimaliyle eş değer olduğu için beraber geçirebildiğimiz zamanlar bizim için artık daha da bir paha biçilmez.

Ama bu seferki buluşmamız diğerlerinden farklı. Bu seferki buluşmamızın nedeni Canım Annem ve Canım Babimin yıllardır beklediği, istediği , her anne babanın kendi çocukları için güzel dileklerde bulunurken üzerinde durmadan geçemedikleri bir hayal… Mutluluğun tanımları onlar için çok basit ve güçlü… Çocuklarının mutlu olması… Güzel, huzurlu, istedikleri hayatları yaşamaları, hayallerini gerçekleştirmeleri, hedeflerine ulaşmaları… Ve tüm bunlar için yıllarca uğraştıktan sonra bunlar için çalıştığımızı, kimi zaman düşsek de kalktığımızı ve başardığımızı gördükçe gururlanmaları…

Yakışıklı Prens ve Güzeller Güzeli Prensesimizin hikayesini özel hayatlarına saygımdan ötürü atlıyorum. Ama bundan 5 sene sonra, yeni bir film projesi yapmak istersem ve onlar da hikayelerini paylaşmak isterlerse o zaman bahsedebilirim J Ama şimdilik bu bölümü geçiyorum ve büyük günün , evlenme teklifi akşamının bir gün öncesine gidiyorum…

Esas oğlan Dubai’den İstanbul’a uçar. Anne baba Jetgiller Tekirdağ’dan İstanbul’a gelir. Son olarak da evin küçüğü, Los Angeles’tan çıktığı uzun bir yolculuk sonunda İstanbul’a varır.

Esas Oğlan bir gün sonrasında edeceği evlenme teklifi heyecanından, Anne Baba birkaç gün sonraki kız isteme töreni heyecanından, evin küçüğü de tüm bu nedenlerden ve jetlag etkisinden gece uyuyamaz.

Tüm gece Esas Oğlan küçük kardeşiyle sohbet eder… Prenses’i Adana’dayken bir ömür evin küçüğü olarak göreceği kardeşine aşkını anlatır. Evin küçüğü abisini dinlerken mutluluktan ağlamak gelir içinden. Esas Oğlan’la Prenses’in aşkını kutlar içinden tüm kalbiyle her an, her saniye…

Evin küçüğü abisine büyük gün öncesinde ufak tefek tavsiyelerde bulunur. Çünkü o gün Prensesi’nin bir ömür boyunca hatırlayacağı, aşklarının tüm dünyaya ilan edildiği bugünün çok özel olması gerektiğinden bahseder… Her ayrıntıyı konuşurlar, Yakışıklı Prens Prensesine aşkını dile getirir.

Uykusuz geçen gecenin ardından büyük gün gelir… Sabah ailecek edilen vazgeçilmez sabah kahvaltımızın ardından Prens, Prenses’e sürpriz evlenme teklifi yapmak için yola çıkar. Bu arada Prensesimiz de yeni yılı biricik sevgilisi ve dünyanın en harika insanları, dostlarıyla geçirmek üzere bir günlüğüne Adana’dan İstanbul’a gelmek için hazırlanır ve bu arada onu bekleyen büyük sürprizden haberi yoktur. Esas Oğlan 31 Aralık 2012’de Adana’ya uçar. Aynı uçakla geri döneceğinden, kabin ekibine hikayesini ve sürprizini anlatır, yardımlarını rica eder.  Adana’ya varır ve havalimanından İstanbul’a dönecek olan uçağa Prensesi’ne fark ettirmeden tekrar biner…

Tüm hazırlıklar yapılmıştır. Şampanyalar hazır… Konuşma hazır… Yüzük nerde? Yüzük cepte… Kamera nerde? Kamera hostes bayanda. Heyecan nerde? Heyecan tavanda.

Prensesle Prens nerde? Havada…

Sonra uçağın arka tarafından Prensesi’ne seslenişi başlar Romantik Prens’in.

Masallardaki aşk hikayelerine ilham verecek bu noktadan sonrası “ anlatılmaz yaşanır” tadında olduğundan “Evlenme Teklifi”ni bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Prensesimiz, ailemize hoş geldin. İyi ki geldin…

Sizi çok seviyorum! Hep çok mutlu olun!

Bir California Sabahı

Bir California sabahında yeni güne başlarken nelerle karşılaşabilirsiniz?

Burası Güney California… Burada öyle İstanbulum’da olduğu gibi her gün yeni sürprizlere yer olmaz. Burada hayat düzenlidir,sakin ve telaşsızdır. Trafiğin bir akış adabı, araçların ve insanların aralarında uzun mesafeler vardır. Güleryüz, yolda göz göze gelinen ve tanınmayan kişiyle selamlaşma, hal hatır sorma güne başlangıçtaki ilk diyaloglardır.

Image

Radyolar biraz tembeldir, şarkılar binlerce kez dejavu etkisi yaratır. Eski şarkılardan sıkılınır, ama yenileri posta posta gelir. Söylene söylenen 88’den 107’ye tüm radyo kanalları gezilir ve sonunda pes edilir. Haber radyolarından “Amerika’da ne varmış ne yokmuş neler olmuş?” konularında havadis almak ve sabah sabah Amerikan aksanı çalışmak  4-5 şeritli geniş yollarda, carpoollarda araba kullanan biz Türkler için verimli bir gün başlangıcı anlamını taşır.

Eveet, güzel ve güneşli Orange County gününe merhaba dedik. Evden çıktık, arabaya bindik ve işimize, okulumuza,kahvaltı etmeye ya da  alışverişe gidiyoruz diyelim.

Yolda başımıza neler gelebilir?

Tamam burada çok sürpriz olmaz ama tatlı sürprizler olur mesela bir sabah kahvaltıya ya da işe giderken bir at sizi “Günaydın dercesine selamlayabilir.”

Image

Bir Pazar sabahında Güney California’yı  keşif turuna çıktığınızda, dağların arasındaki vadide rengini gökyüzünden almış sakin bir göl ve onunla bütünleşmiş  düzenli bir şehirle karşılaşabilirsiniz.

Image

Birkaç parça eşya almak için girdiğiniz dükkanda sizi örümcek ağlarının arasında, siyah bir tabutta yatan bir kemik yığını karşılayabilir. Korkmaya gerek yok o sadece Hallowen’ın habercisi.

Image

Image

Biraz okyanus havası almak için sahile gidelim deyip rotanızı Hungtington Beach olarak ayarladığınızda sahil kenarına inerken sizleri  “Hayat kısa, keyifle yaşayalım, derdi tasayı bir kenara bırakalım ve bu güzel Cumartesi gününün tadını çıkaralım.” diyenler  bekleyebilir. Gününüzü renklendirecek şarkılar, danslar ve sokak gösterileriyle Pasifik zamanı!

Image

Soğuk havalar gittiğinde, çiçekler yine açmaya başladığında, Güneşli günlerin tadını çıkaran birileri heyecanlarını pankartlarla sokaklara taşımış olabilir. Heyecanlı bir güne başlayış! Gününüz güzel olsun pankartçılar!!!

Image

Image

Sabah işe giderken önünden geçtiğiniz yol, akşam üstü Oscar Ödül Töreni gecesi hazırlıkları için kapanmış olabilir. Iphonelar, Androidler ve GPSler alternatif yollar bulma zamanı!

Image

Her şeyin durmaksızın hareket ettiği şu dünyada, 25 milyonluk nüfusuyla 24 saat yaşayan bir şehirde her gün bir yenilikle karşılaşmamak mümkün mü? Yeter ki biz keşfetmeye, yaşamaya, tecrübe etmeye, öğrenmeye açalım aklımızı, kalbimizi. İşte  o zaman gönül rahatlığıyla “Neden geldim Amerika’ya?” türküsünün bestecisi Ahilleas Pulos Amca’yı dinleyip Türkiye’yi özlerken anlatabiliriz kendimize burada yaşama nedenlerimizi…

Here we go…

Spending some quality time in a bookstore and getting new books have always been my favorite Sunday afternoon activities. To me, the smell of a brand new book values more than the price of it.

An ordinary Sunday afternoon in 2007, I went to a bookstore and this book called ” 101 things to do in Turkey before you die.” caught my eye. Nothing could be more thrilling than learning new stuff, travelling all around, meeting new people, and having new experiences. So I got this book right away and found myself in a Starbucks paging through it while drinking coffee.

This book could not be more inspiring! I was amazed by all of these great  ideas! I fell in love with the places that have been mentioned in the book. The author suggested activities such as fishing, exploring Anatolia, and planting a tree.

He listed all kinds of things to do and put them in order. I actually wanted to do ‘em all!!!   The first thing on the list was ” Have a big dream!” and the last one was ” Make your own list!”
I believe this was the first  time that I seriously started thinking about how to live such a good life and what I really want.

I took small notes on the pages of the book, such as ” This suppose to be done by 2014.” , “I am definitely taking my brother to this restaurant!” or  “Make a good playlist for the road.” As we all know that the music you listen actually changes your life! So having a “feel-good playlist” would not hurt on a trip to Europe by train.

It took me two sleepless days  to read  the whole book. I did not know where to start making my own list. I was feeling a bit nervous at the beginning  but this incredible joy of understanding that  I can live the life that I want, helped me a lot to find my way during this unforgettable journey.

Image

I was ready to fly…

 I took a deep breath…

 And said  “Hi!”  to my new empty list of dreams.

California was on the list…

And here I am now, in California,  making my dreams come true…

As H.Jackson Brown Jr. says, “Twenty years from now you will be more disappointed by the things that you didn’t do than by the ones you did do. So throw off the bowlines. Sail away from the safe harbor. Catch the trade winds in your sails.

Explore. Dream. Discover.” 

Image 

 

 

5 Mart

Küçükken kurulan hayaller nasıl da gerçek oluyor büyüyünce?  Bu yolda başarılı olabilmek için ne çok mücadele ediyoruz, ne çok uğraşıyoruz, ne çok istiyoruz… Hayaline gerçek olacak diye inanmak ve gözlerini kapatıp o hayalin gerçekleştiği resmi çizmek insanın kendi kendine ne güzel hediyesi belki de. Çünkü bu resmi çizip ona göre yaşayabilmek hayatta olgunlaşmayı,  güçlenmeyi öğrenmenin en tatlı ve en dramsız yolu.

Bu yollardan birinden bir uçak geldi hayal diyarıma. Gözlerimi gökyüzüne dikmiş uçağın aheste aheste bulutların arasından süzülerek geçişini izlerken hayran kaldım bu bembeyaz tayyareye. Görür görmez istedim o uçağa binip diyar diyar dolaşmayı.

Image

Amerika işte tam burada, bundan çoook uzun zaman önce düştü aklıma. Nasıl da güzel görünürdü gözüme izlediğim o Amerikan filmlerindeki evler, kilometrelerce palmiyelerin eşliğinde uzanan kumsallar… Peki o uzun uzun gökdelenlere ne demeli? Ya da dünyanın 24 saat yaşayan en ışıltılı şehrine?

“ Ido burada her şey var mı?”

“Var Abi”  diyologunun mekanı olacak ülkeymiş bu Amerika.

Image

Image

Image

Image

Image

Biz Türkler severiz Amerikalıları, Hollywood filmlerini, rahat hayat tarzlarını. Farklı kültürlerin bir araya gelerek oluşturduğu yaşam ahengine katılıyoruz bu kıtada, kültürel ve tarihsel kimliğimizle. Burası dünyanın dört bir yanındaki kültürlerin yeni  buluşma noktası… Amerika kıtasının genç, davetkar, çekici ve marka olmuş gözbebeği ülkesi.

Image

Uçak hayale hayal yolculuğa yolculuk Amerika’da yaşamaya dönüştü. Zamanla, sabırla, çabayla.

Önce Eksi 10’la hala devam eden keyifli yolculuğum başladı sonra eksi10lacalifornia.wordpress.com geldi peşinden. Mart’ın 5’inde de Alaturka ailesine katıldım. Alaturka Amerika’nın en büyük ailesi, gazetelerin biriciği. Bu ailenin bir parçası olmak ne güzel bir şeydir böyle!

Ayların ardından, gezmeye, dolaşmaya, keşfetmeye devam.

Neler oldu neler!  Londra’da Big Ben gezisinden, Hong Kong’ta yağmur altında sırılsıklam ıslanma faciasına, Amerika’da Eksi 10 yeni sezon çekimlerinden, MBA’in bitmek bilmez çilesine, haftalık San Diego gezilerinden, Türkiye seyahatine anlatacak çok anı birikti. Hepsi birbirinden güzel hepsi birbirinden anlamlı.

Yeni yazılarda, tazecik anılarla, hayatın yeni günlerinde görüşürüz🙂

Hadi…

Her yeni günde hayatımıza yeni anılar ekliyoruz. Bir gün geçiyor, sonra bir diğeri daha… Zaman kontrol edilemez gücünü hafızalarımıza yer eden anıların altına imzasını atarak gösteriyor.

Ne zaman geçmişimize dair bir şey gelse aklımıza yerli yersiz, zaman ne kadar çabuk geçiyor deriz. Bu cümleyi, derin bir nefes alış takip eder. Ve çoğu zaman o günleri özleriz, bu özleyiş de masum bir gülümseme ve dalgın bakışlarla dışa vurulur. Bazen bir koku, bazen bir manzara, bazen bir oyuncak, bazen bir şarkı alır bizi götürür eskilere.

Image

Çocukluğumuzsa hayatlarımızın en masum yıllarıdır. Bu yıllar unutulmaz, bir ömür farklı şekillerde, farklı duygularla hatırlanır. O eski günleri çağrıştıran herhangi bir nesneyle, bir olayla karşılaştığımızda ise şimdiki yaşımızı unuturuz ve o günlere döneriz.

O günlere dönüş bileti bazen bir börek tadında, bazen sokaktaki bir evin duvarına çizilen resimde, bazen bir atlı karıncada, bazen eskiden oturduğumuz evi aklımıza getiren bir apartman numarasında saklıdır.

Image

Bize çocukluğumuzu hatırlatacak şeyler çok ilginçtir çoğu zaman. Bu o kadar sınırsız bir zaman tünelidir ki, Downtown Disneyland’de düzenlenen bir doğumgünü partisindeki çocukları güldürmek için yeşil biber kılığına girmiş bir Afrikali-Amerikalı bile sizi çocukluğunuzda annenizin yaptığı lezzetli biber kızartmasını yediğiniz ana götürebilir. Bir süt şişesi de aynı etkiyi yaratabilir.

Image

Image

Bugün çocuk olma zamanı! Bugün oyuncaklarla kafamıza göre, istediğimiz kadar oynama zamanı. Bugün Lego mağazasında saatler geçirme, rengarenk küçük parçalardan yaptıklarımızla hayaller diyarında gezme günü!

Image

Image

Hayalgücünün sınırı yok, yaş kaç olursa olsun gerekli şartlar sağlandığı sürece insanlar hayallerini serbest bırakabilirler. İşte yeni tasarımlarıyla Lego mağazası da hayal gücünün sınırsızlığının en güzel örneklerinden biri… Ve minik legolardan oluşan devasa figürler…

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Lego mağazasını son derece ilham verici bulan bir tek ben değilim herhalde,. Mağazadaki oyun sahası dünyanın dört bir tarafından Disneyland’i ziyarete gelen turistler tarafından çevirilmiş bile!

Image

Mağazaya girmeden gördüğüm devasa legolar lego algımı değiştiriyor. Bunlar yeni, benim hafızamın hatırladığı ise sarı, kırmızı, mavi renklerde küçük küçük legolar. Rengarenk, yüzlerce, binlerce lego başımı döndürüyor, soluğu oyun alanında alıyorum.

Image

Image

Lego mağazasından çıkarken hayal gücüm yine yollara düşüyor… Bu sefer çocuksu bir şımarıklıkla dünyayı dolaşma peşinde.

Bir gün Lego mağazasına gidip bu modelde lego yapmalarını talep etmeyi düşünüyorum, başka bir lego mağazası da ilerde bir zamanda bu şekilde dizayn edilsin istiyorum. Aklım çocukluğumda, çocukluğum yaratıcılık peşinde. Hayallerim de bu yılların bakış açısıyla o yılların gözünden çiziyor resimleri ruhumda. Arıyorum durmadan aklımdakileri anlatabilecek bir resim, ve sonunda buluyorum… Sonra tek bir kelimeyle tekrar başlıyor her şey:

Hadi…

Image

Vampir mi?! Jaws mı?! Kovboylar mı?!

Dünyanın en eski film studiolarında gezimiz başlıyor! Daha studioların kapısında  başlıyor büyük bir kalabalık. Hava güzel, güneşli… Harika bir hafta sonu geçirmek isteyenler için bol eğlenceli bir seçenek burası. Biletlerimizi alıyoruz, studiolara giriyoruz ve haritamız elimizde turumuz başlıyor.

İlk önce bir kovboy atı dikkatimizi çekiyor. Bir de bakıyoruz Amerikan kovboy filmlerindeki restoranlardan birinin önündeyiz sanki. Haftanın her günü açıklarmış, 3 öğün yemek varmış. Fotoğrafımızı çekiyor, yolumuza devam ediyoruz derken… Bir vampir! E hani kovboyların mekanıydı burası, bu vampir de nerden çıktı şimdi?

Image

Image

Vampirle pek iyi anlaşamadık. Tam kurtuldum derken bir de bakıyorum Jaws da burada! Amerikan filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz birçok karakter bu studioda. Hatta o kadar ki, Curious George’tan Geleceğe Dönüş filminin unutulmaz doktoru ve Marty’nin arkadaşı Emmett Brown bile orada. Daha sonra gideceğimiz 50 dakikalık studio turunda, Marty’nin arabasını da görüyoruz.

Dr. Brown beni geleceğe götürebileceğini söylüyor, gitmiyorum🙂 Saatini gösteriyor, zamanın değerini bil diyor. Annemle babamla tanışıyor, ben de bu anı ölümsüzleştiriyorum.

Image

Image

Image

Sonra studio turumuza başlıyoruz. Biz tur otobüsümüzle gezerken, bir tarafta film çekliyor. Otobüsümüz duruyor, derin bir sessizlik. Sıkıcı geçen bir bekleyişin ardından yolumuza devam ediyoruz.

Turda neler var?

13 farklı studioyu geziyoruz, bu studioların hepsi Steven Spielberg’in yaratıcı danışmanlığında inşa ettirilmiş. Studio turumuzun video hostu da başarılı komedyen Jimmy Fallon.

Yolda 3D King Kong filmindeki ormanda geziyoruz, Truman Show gibi filmlerde kullanılan yapay göllerden geçiyoruz, Tom Cruise’un dünyalar savaşı filmindeki uçak enkazını görüyoruz, Desperate Housewives dizisinin evlerinin bulunduğu caddeden geçiyoruz.

Bunların arasında en ilginç olanı ise, hangar gibi bir studionun içine girdiğimiz ve aynı anda hem yangın, hem deprem, hem sel effectlerinin nasıl yaratıldığını, çatlayan yollardan düşen bir kamyonun gösteri sonunda nasıl kendi yerine geri göndüğünü görmekti.

Image

Image

Image

Image

Canım Annem ve Babam Universal Studioları turunu sonlandırırken bir sürpriz yaptılar ve Canım Çikom ve bana birer oscar heykeli aldılar. Benimkisi ” Best daughter of the year.” Abiminkisi ise ” Best son of the year.” Küçük bir problemimiz oldu, İstanbul’a dönerlerken benim oscar ödülümü de götürmüşler🙂 Abiminkisi ise Dubai’de.

Image

Image

Hep beraber keyifle geçirdiğimiz bir günün ardından tekrar düştük evimizin yollarına. Yeni anılar edindik kendimize, yeni fotoğraflarımız oldu bundan yıllar sonra albümlerimizi açıp baktığımızda yüzümüzde hoş bir tebessüm bıraksın diye…

Image

Image

Universal Studios – Rolling!

Los Angeles seyahatlerinin vazgeçilmez noktası, dünya sinema endüstrisinin her filmini yakından takip ettiği en büyük studiolarından biri, Amerikan turizminin baş tacı olan görkemli yere doğru gidiyoruz şimdi.

Varış noktamız: Universal Studios

Image

Güneyden gelirken California’nın en bilinen highwaylerinden 101 alıyoruz.Yolda giderken bizi hızlı bir tempoya hazırlayacak şarkılar dinliyoruz.Gülüyoruz, eğleniyoruz,şarkı söylüyoruz.Yoğun bir trafiğin ardından Universal Studios’a varıyoruz.

Önce bizi devasa büyüklükteki, algıda seçiciliği imkansızlaştıran, rengarenk, her biri birbirinden farklı mağazalar ve restoranlar karşılıyor. Aklımız karışıyor resmen, nereye bakacağımızı şaşırıyoruz. Film dünyasına mı, nereye geldik bilmiyoruz ama sesler, renkler, ışıklar gözümüzü alıyor.

Image

Image

Studionun girişine dek gözalıcı bu caddede yürüyoruz dakikalarca. Aklımda kavramlara ilişkin resimler bir bir değişmeye başlıyor farkında olmadan. Bir çorap dükkanı duruyor karşımda. İddialı hem de, dünyanın en harika çorap dükkanıymış. Bir de dondurmacı var, dondurmadan ziyade dükkanın önündeki ters dönmüş bir halde asılı duran, bir ineğin sürdüğü pembe bir eski Amerikan arabası ile dikkatleri üzerine çekmeye çalışıyor.

Image

Image

Tam “Yahu bu da ne böyle?” derken hop bu sefer şu manzarayla karşılaşıyoruz:

Image

Aklıma gelen,gelmeyen her şey bu caddede.  Parka girmeden önce bir şeyler atıştıralım desek yine şaşkına dönüyoruz. Bir yerden kocaman bir karides gülümsüyor diğer taraftan rengarenk devasa meyveler dükkanın önünde bir bardağın içinden sizi dükkana davet ediyor…

Image

Image

Bu cadde öyle kalabalık, öyle popüler bir yer ki… King Kong bile burada!

Image

Vee uzun bir yürüyüşün, karışan akılların, yorulan ayakların vardığı başlangıç noktası…

Kırmızı halıdan yürüyoruz ve studioya giriyoruz.

Eğlence başlasın!

Image

Image

Image